İletişimi Yönetmek

İletişimi Yönetmek

Bundan yüzyıllar önce Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’ u fethettiğinde “Yeni Çağ” dönemini de başlatmış oldu. O zamanlar bu büyük zaferi ile dönemin ismini değiştireceğini düşünmüş müdür, bilemem. Ancak yüzyıllar sonra bu zaferin ardından biz tarihe bakarak artık Yeni Çağ başladı, demekteyiz. İçinde bulunduğumuz dönemi de şuan iletişim çağı olarak adlandırmaktayız. Yüzyıllar sonrasında da muhtemelen İletişim Çağı olarak adlandırılmaya devam edecektir, kanısındayım. Günümüzde teknolojinin vermiş olduğu imkânlar sayesinde dünyadaki herkesin birbiri ile bağlantısı anlık seviyede. Bize yardımcı olan iletişim araçları hiç bu kadar üst seviyeye çıkmamıştı. Ancak burada bir paradoks var. İletişim çağında yaşamamıza rağmen en büyük sorunumuz “İletişimsizlik” !.

 

Hayatımızın her anında her koşulunda iletişim halindeyiz. İş hayatımız, özel hayatımız, isteyerek bulunduğumuz ya da bulunmadığımız her ortam, bireysel ya da topluluk alanlarında an ve an iletişimi sürdürmek zorundayız. Evet, bu bir zorunluluk. Sizce değil mi? Kendinizi ıssız bir adaya düştüğünüzü hayal edin. Yapayalnızsınız, bağlantı kurabileceğiniz bırakın insanı, bir hayvan bile yok. Ne yapmaya başlarsınız? Kendinle iç dünyana dönmeye, kah kendini sorgulamaya kah yapacağın planlara karar vermek için kendi kendine konuşmaya başlamaz mısın? Ne oldu, iletişim başladı mı? Kimse yoksa kendinle iletişime geçme evren zorunlu olarak başladı. Bunun için illa ıssız bir adada yaşam sürüyor olmamız gerekmiyor. Her yalnız kaldığınızda, kendinizle içsel ya da dışsal konuşmalarınız devreye girer. Planlama, mantık-duygu çatışmasına yol açan konulara yönelik fikir alışverişleri, kararlar vb. iletişiminizin ana konularıdır. Evet ” İletişim ” olgusundan kaçış yok, bu bir zorunluluk. Öncelikle bunu bilmeli ve kabullenmeliyiz. Bilinenin aksine iletişim ” sözlü ya da yazılı duygu ve düşüncelerin karşılık olarak tarafların birbirine aktarması” açıklamasından daha ötedir.

 

İletişim bir nefes alma kadar zorunluluksa biz neden iletişimsizliği yaşıyoruz? Nefes alışverişlerimiz hepimizde olan ortak bir işleyiş tasarımı. Tıbbi olarak bir sorun yaşamıyorsak, aynı düzende nefes alıp veririz. Nefes alışverişlerimizde aksine yönelik bir süreç oluştuysa, tıbbi yardım almaya koşmaktayız. İletişim sürecimizde de iletişimsizlik var ise bu sürece yardım kendi tarafımızda başlıyor. İster bireysel platformda olsun isterse topluluk platformunda olsun iletişimin kuvvetli olmamasında yatan en büyük etken, beni anlamıyorlar olgusu. Evet, insanın özünde ben olayı, ego olayı vardır. Yabancı bir dil öğrendiğinizde bile mesala; İngilizce öğreniyorsanız öncelikle size “I” yani ben kelimesini öğretirler. Ancak zorunluluk olan iletişimi kuvvetli tutmak, yine sizin kendiniz için kendi hayatınızı kontrol edebilmeniz için ve karşınızdakinin iletişimi düşük olsa bile onu yönetebilmeniz için önemli. İletişimi kuvvetlendirerek aslında kendiniz için bir şey yapmış oluyorsunuz.

 

Bilenen bir söz vardır, duymuşsunuz. Altın Kural ” Sana nasıl davranılmasını istiyorsan, karşındakine de öyle davran”. Bu altın kural ile iletişimin kuvvetli olacağı bilinir. Ancak bir yere kadar. Bu kuralda bile iletişimsizlik süreçlerine şahit olduk. Şöyle düşünün; Örneğin siz biri ile tanıştığınızda ya da tanıdığınız biri ile karşılaştığınızda samimi bir şekilde size yaklaşılmasını beklemekte olabilir ve bir elinizle tokalaşırken karşınızdakinin diğer elinin sizin omzunuza koymasını, güçlü bir iletişim olarak savunabilirsiniz. Olabilir, sizin samimiyetle ilgili beklenti anlayışınız budur. Ama karşı taraf? Aynı beklentide değilse, onun karşılamadaki samimiyet algısı farklı ise ve bundan dolayı an itibari ile rahatsız olduysa? İletişim dediğimiz olgu bir zincir şeklindedir. En baştan sona halkaların birbiri ile bağlantıda olması gerekiyor. Daha tokalaşma esnasında zayıf bir iletişim başlamış oluyor.

Günümüz iletişim dünyasında artık “Platin Kural ” söz konusu. Platin Kural ” Karşındaki kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa ona o şekilde davranmayı bilmek” demektir. Bu karşındaki kişinin isteklerini yapmak anlamına gelmiyor. Her insanın beyninde yer alan hayata bakış açısı haritasına göre gözlerinden dünyaya baktığı bir pencere vardır. Bu düşünce, davranış, hal ve tutum haritasının kişide oluşturduğu toplu karakter özelliği çerçevesinde hareket etmek sizin karşılıklı olan iletişiminizin sürecini sizin yönetmenize olanak verir. Karşındakinin istediği gibi davranmak tamamiyle empati kurmak değildir ya da onun isteklerini yerine getirmek olarak algılanmamalıdır. Örneğin; tanıdığınız biri yavaş konuşuyorsa, tane tane konuşuyorsa sizinde tane tane konuşmanız aslında iletişimi yönetmeye başladığınızı gösterir. İletişimi yönetmek iletişiminizi yukarı çeken süreçtir. Hepimiz birilerini her konuda ikna etmeye çalışırız. İletişimi yöneten iknayı da yönetir.

 

Uzun süreli araştırmalar sonucunda insanların 4 farklı grupta toplandıkları belirlenmiştir. Biz de mutlaka ana hatları ile bir gruba aitiz. Kişilik tipleri “Yöneticiler”, “Sosyaller”, “Arabulucular” ve “Düşünürler” olarak gruplanmaktadır. Öncelikle şunu bilelim ki bu kişilik tiplerinin hiçbirinin birbirine karşı üstünlüğü yok. Burada her birinin hayata bakış açıları ve hayatı nasıl yönettikleri ile ilgili bir durum sözkonusu. İletişimin temel noktası, karşımızdakinin farkındalığını bilmek ve ona göre davranmaktır. Bu grupların oluşmasının temel nedeni de, bu insan tiplerinin nasıl anlaşılacağı, bu insan tiplerinin beklentileri ve istemediklerini algılayarak iletişimi yönetmemize olanak vermesidir. “Yönetici”, görev odaklı, sonuca bakan, süreçlere odaklanmayan, işler halledilmeyince mutlu olmayan, sosyal temalardan uzak, koyu renklerde giyinmeyi seven bir kişi tipini temsil etmektedir. “Sosyal”, bulunduğu ortama neşe vermeyi seven, espri yapmaktan hoşlanan, günlük hayat konularını her ortamda konuşabilen, hızlı konuşmayı seven, konudan konuya atlayan, matematikten, rakamlardan hoşlanmayan bir kişi tipini ortaya koyar. “Arabulucu”, bulunduğu ortamlarda tartışma olmasından uzaklaşan, ortak noktada hareket etmeyi seven, plan ve program dâhilinde süreçleri ilerleten, sevdiği yerleri ya da ortamları kolay kolay değiştirmeyen bir karakterdir. Son olarak “Düşünür” ise ayrıntıları seven, soru sormayı yoğun tutan, matematiksel zekâyı ön plana çıkaran, neden – sonuç bağlantıları yapan bir kişilik tipidir. Bu kişilik tipleri konu ister özel hayat olsun isterse iş hayatı olsun mutlaka bulundukları kişilik tiplerinin özelliklerine göre hareket ederler. Biraz düşünün etrafınızda bulunan insanların kişilik tiplerini belirlemeye başlayacaksınız.

 

Platin Kural burada devreye girmektedir. Kişinin, kişilik tiplerine göre yani onların kendilerine davranılması gibi davranmaya başladığınızda siz iletişimi yöneten ve isteklerinizi alan konumda olursunuz. Örneğin bir sosyal kişilik tipi ile tanıştığınızı ya da tanıdığınız birinin sosyal tipi olduğunu gözlemlediniz. Sizin de düşünür kişilik tipinde olduğunuzu düşünelim. İşletmesini yönettiğiniz bir kafenin dekorasyonu için bir projede buluştunuz. Sizin dekorasyon için sürekli rakamlarla, hesaplarla konuştuğunuz, olaya bunlarla baktığınız bir durumda rakamlardan nefret eden sosyal kişilik ile iletişiminiz ne kadar güçlü olur. Ama onun yapısını bilerek davranış şekilleriniz iletişimi yönetmeye ve konuşmayı ortak noktaya getirmeye olanak sağlar.

 

Kişilik tiplerine bir anda karar verebilmek güç. Özellikle yeni tanıştığınız kişilerde bunu hemen belirlemek kişilik tipleri üzerine belirli müddet çalışmaktan, gözlemler yapmaktan geçmektedir. Ancak kısa sürede kişilik tiplerini ana hatları ile belirlemek mümkün. İletişimde olan araçlarımız “Konuşmak, Dinlemek ve Soru Sormak” kriterleri burada devreye girmektedir. Hepimizin bildiği üzere sadece konuşmak ya da çok konuşmak iletişimi güçlü kılan bir olgu değildir. Dünyaca tanınan Dr. ErnestoSirolli, 21 yaşındayken bir İtalyan sivil toplum örgütü için çalışmıştı. Sirolli’ nin ilk projesi Güney Zambiya’ da köylülere domates yetiştirmeyi öğretmekti. Afrika’ da her şey çok güzel büyüyordu ve muhteşem domatesler elde etmişlerdi. Zambiyalılara, “bakın tarım ne kadar kolay” demişti. Domatesler güzel, olgun ve kırmızı olunca bir gecede nehirden suaygırları geldi ve hepsini yedi. Sirolli ” Aman su aygırları” derken, Zambiyalılar da, “Evet, işte bu yüzden burada tarım yok” dedi. “Neden bize söylemediniz?”, “Hiç sormadınız ki!”

 

Amacınız birine yardım etmek mi, ikna etmek mi, anlamak mı her ne ise susun ve dinleyin. Öncelikle karşınızdaki kişiyi tanıyın. Güçlü iletişim sağlamanızda ve yönetebilmenizde %50 dinlemek, %30 soru sormak ve %20 konuşmak gerekir. Kişilik tiplerini ancak böyle algılayabilir ve buna göre iletişimi yönetebilirsiniz. %70′ i kapsayan dinlemek ve soru sormak tüm mesajları almanıza olanak sağlar. Geri kalan %20 konuşma sizin kişilik tipine göre konuşmanızı, hareket etmenizi ve iletişimi yüksek bir kişi olarak tanınmanızı sağlayacaktır.

 

Unutmamak gerekir! İyi bir iletişim, sunumdur. İster birebir görüştüğünüz kişi olsun isterse gruba seslenin. İyi iletişimciler kafanıza ve yüreğinize dokunur. Her iki tarafa dokunulmadan iletişimi güçlü tutmak mümkün değil. İletişim teorisinin kurucularından biri olan Yunan filozofu Aristoteles, iletişimin 3 unsurun etkin olarak temsil edilmesi ile oluştuğunu belirtmektedir. “Ethos”, “Logos” ve “Pathos”. Ethos güvenirliliktir. Bizler, başarılarına, sıfatlarına, deneyimlerine vb. saygı duyduğumuz insanlarla hemfikir olmaya eğilim gösteririz. Logos, mantık, veriler ve istatikstik aracılığıyla iletişimdir. Pathos ise duygu yani karakteristik duygulara göre hitap etme eylemidir. İyi iletişimcilerin konuşma yapıları incelendiğinde %10 Ethos, %25 Logos etkilerinin olduğu görülmüştür. Dikkate değer şekilde %65 Pathos’ un gücü ortaya çıkmaktadır. Karşınızdaki kişiyi anlamak ve tanımlayabilmek, kişilik tipini belirlemek için ne kadar %70’lik alanda ( Dinleme ve soru sorma ) güçlüyseniz iletişimi yukarı çekecek %20’lik konuşmada o kadar etkili olursunuz. %20’lik konuşma yapınızda karşınızdaki kişinin duygusal karakterine göre %65’lik davranış sizi dinlenen ve iletişim kurulmak istenen kişi yapacaktır.

 

Ortalamalardan daha iyi bir iletişimciler genellikle diğer insanlardan daha başarılıdır ama büyük iletişimciler ise karşısındakinin dikkatini çeken ve hareketi başlatan kişilerdir.

Roberto Murat ÖZDEMİR
Roberto Murat ÖZDEMİR Yazar, Eğitmen, Satış ve Call Center Doktoru

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

SON MAKALELER